kedikerekare

Into the Emptiness

#

Kargaları beyaz oldukları için seviyorum.

Düğüm.

Zincirin ilk halkasına bağlanır bir aşk. Sonra kopar o halkadan ve araya yeni bir halka ekler, sonra ona da başka halka derken upuzun bir yol olur gider. Kıvrılmaya başlar zamanla, bakın şekillenir demiyorum, döner sadece. Bir ömür tüketir -günler, aylar, yıllar harcar- aşınır ve her seferinde ufak bir parça bırakır. O parçalar benim canımı acıtır. Eksilerek bağlanır sonunda ilk halkaya, ortada bir boşluk bırakır

&

Kokular da karışır elbet.

*

Saklanacak bir kabuk yok, savunmasız kalmışlar içinde en zekisi insan demişler. Zararsız zeka yok, korkmasınlar diye birbirlerini sevmişler.
Yalan şeyler, boş işler.

Ağaçlar böyle değil.

Ağ ve B.

Aynı rüzgar çarpıyor bacaklara. Aynı esinti, aynı serinlik. Mutluluğu sabaha karşı yanıma getiren yalnız dokunuş, beni yansımama sürüklüyor gece. Aynalar beni içine çekiyor, özlem yıllardır zerre tükenmez olmuş. Farkında.

Adamın gözünden.

Daimi.

For a minute there, I lost myself.

O.

Küllerinden doğup her gece büyüyor.

Oğlak dolunayı, Yengeç etkisi. Teşekkürler Evren, çok incesin.

Ki.

Hisler kuvvetliyse bağ görmezden geliyor ama kafalar karışmış, üstüne gidiyor.

En an.

Bir gün böyle çok garip duygular içerisindeyim. Bir gün böyle nasıl tarif etsem bilemiyorum. Yıllar oldu görmedim gibi değil, bir şey gibi işte. Var olduğundan emin değilim gibi. Sanki yokmuş gibi ama aslında hep benimleymiş gibi. Neyse. İşte o bir gün var ya, onu göreceğim diye heyecanım yok, hatta hissizim. Telefon açıp diyorum ki “Ben geldim”. “Tamam” diyor, biraz bekletecek, çünkü işi var. Hiç sorun değil, bir şeyler yemek için mükemmel zamanlama. Ama ne yiyebilirim ki canım bir şey istemiyor. Kahve iç, kek ye derken zaman geçiyor, telefonum çalıyor. “İşim erken bitti, sen ne durumdasın?” sorusuyla zaten hazır durumda olduğumu hissederek dışarı çıkıyorum. “Buraya gelebilir misin” diyerek tarif ettiği yeri bilmiyorum, gülüyor bana. Yıllar geçti mi o gülüşü son duyduğum andan bu yana? İçim yine sıcacık oldu galiba, hayat ne garip işte. 

Hayatta bazı anlar vardır, hani biri anlatsa sıradan bulur geçersin, dinlesen anlamsız gelir ama yaşayan sen için en mutlu anlardan biridir. O an işte hiç unutulmayacak bir an. An. Sadece an. Arabadan çıkan an, sana doğru adım atan an, var olduğundan emin olduğun an. Aradan geçen zamanın arkasında çok fazla duygu var. Çok çok çok birikmişlik var. Diyorum ya, tuhaf bir an. Bir yıllık bir iç dökme, uykusuz gecelere eşlik eden eşsiz müzikler, yazıya dökülmüş bir yaşanmışlık ardından ilk yüzleşme. Bir şeyler değişirken bir şeyler aynı kalmış, sayısız sigara ve dolan gözler gözümde siyah beyaz bir fotoğraf. Bize göre karşı taraf, deniz kenarında hafif serin gibi. Duvar demiştim, hemen yıkılır ya, çok acı. Duvarların yıkıldığı tek gerçek. Üzerine yaşanan çok şey, çok an var desem ne anlamı olur, üstü örtülüyor her defasında ki işte yine yok. Hastalık belirtisi titreme hali, duygu boşalması falan alışılmış anlar. Alışılmış anlar. Anlar. İçime doğdu bir gün. O gün işte bugün. Kutlu mu olsun? .. 

İnsanın arzusu hep elde edene kadar.

Dans.

Uyuyunca belki geçer diye…